‘Biliyor musun’ dedi, ‘neden hep böyle oluyor sonların?’
Biliyorum dedim gururla,
konuşacak onca şey varken
çekemezdim bana ders vermesini.
Bilmiyordum tabii, o da bilmiyordu.
Respetable Massimo Bart
Ve ben her şeyi soyunup, ezberimde olmayan bir kelimenin sayısız tekrarını giyiyorum üstüme. Umut… İnsanlık niye her buluşmaya geç kalıyor? Kocaman, siyah şemsiyeli, kafası gökyüzüne değen bir insan düşün. Cinsiyetten bahsetmiyorum ben. Ben insan olmaktan bahsediyorum. Belki sen aynı salkımın iki üzümüsün o tanımadığın insanla, hayatın ayakları altında ezildiniz ama şimdi başka şişelerde şarap olmuşsunuz. Sen Müslüman bir mahallenin çok fazla işlemeyen bakkalının rafında tozlanırken, o bir süpermarket reyonunda sürekli geriye itilen ve bir türlü satılamayarak gizlenmeyi başarıyor. Ve işte bazen Adrea Guerra’nın La Finestra DiFronte şarkısındaki insanı katlayan, büken bir duygu gibi yükseliyor göğsümde bir kadının çığlıkları o benim üzerimde gidip gelirken.
Sen kalıplaşmış cümleler kuramayacağım kadar başkasın. Aslına bakarsan başkasının başkasısın. Yani sen başkalarına ait değilsin bana ait olmadığın kadar. Neden diyorum, neden 80’lerde moda olan saç şekillerini ve tayt modellerini bugün rahatça giyemiyorum pazartesi pazarına inip bir tezgâhtan havuç seçerken bir buçuk kilosu iki liraya. Çünkü insanoğlu artık eskiden olduğu kadar cesur değil ve teknoloji, moda, modern asimilasyon gibi kavramların hortumunda bekliyoruz heyecanlı gözlerle Birleşik Amerika’da 65 milyon kişiyi vuracak olan kasırgayı.
Bazen savaşmanın kötü olduğunu söylüyoruz. Aslında en büyük duygu akımlarını yaratan tüm sanat eserleri en zor olayların yaşandığı ortamların etkileşmesinden ortaya çıkmıştır. Mesela İtalya’da 30 yıl boyunca Borgialar vardı. Yani savaş, yıkım, cinayetler… Ama Michelangelo, Leonardo ve Rönesans aynı dönemde var oldular. İsviçre’de ise kardeşlik, beş yüz yıllık demokrasi ve barış vardı. Peki ya ne yaratabildiler. Sadece guguklu saat!
Varlığının muhteşemliği sarsmasaymış sıradanlığımın anason kokulu varlığını belki de hiç anlamlandıramayacaktım seri sonu indirim fırsatlarından yararlanmak isteyen insanların kasalar önünde kuyruklar oluşturmasını üstelik mağazanın camında Afrika ile ilgili broşürler dururken. Bazen hayat karşısındaki şaşkınlığım aynı, gece elbiseleri satan küçük bir dükkânda çalışan sıradan bir kasiyerin duruşu gibi. Kocasıyla birlikte dükkâna bir kadın girer ve kadın kendine düğünde giymek için bir gece elbisesi bakıyordur mesela. Ben yaklaşıp abiye bir şeyler mi bakıyorsunuz hanım efendi dediğimde, kadının bana: Yok, abine aldık bir şeyler şimdi kendime bakıyorum demesindeki şaşkınlıkla yaklaşıyorum genellikle hayata. Yüzümdeki bu şaşkın tavır bazen çoğu şeyden korunmamı sağlıyor. Aslında bu yaptığım şeylerin tümü doğmamış çocuğa yazılan bir mektuptan ibaret.Adres: Anasının amı.
Adios Caro Amigo
Tu Caro Amigo Dario Javiero
Kimsenin anlamını bilmediği şarkılar, herkesin anladığım sandığı yazılar var.
Sen her şeyi bilirsin ama. Sen her şeyimi bilirsin. Sen her şeyimsin ya.
Bu şarkı mesela.
Bu gece sonra.
Burnum omzunda değil burnum kulağında
Burnum kulaklarında uyuyacağım. Nefes alış verişimi duymak istediğini umarak. Yastık küçük en az gözlerin kadar.
Tek iyim sen kalmışsın diyor ya. Yanımdasın.
İyi uyu. Benimse yazmam gereken şeyler var.
Call Me Maybe - Paradise Fears
I just met you, & this is crazy, but here’s my number, just call me mabye
Son bir haftanın büyük neşesine,
balkondan sarkıttığımız çıplak ayaklarımıza,
bayır aşağı inilen bisikletlere,
pötikareli gömleklerime,
uçsuz bucaksız gözlerime bakan adama,
Çiçek Pasajı’ndaki agresif tütüncüye,
bibersiz makarnaya,
pembe şişedeki çılgın votkaya,
sana,
bana,
sevip de kavuşanlara,
kavuşamasa bile hala sevenlere armağan ediyorum şarkıyı




